20 Mart 2012 Salı

30 yaş sonrasında yalnızlık


Yalnızlıkta kayboluyorum bazen.

Avucumdan kum tanesi gibi akıp giden zamanın peşinden akan gözyaşım da yok. Mâlikanesi ise hiç yok...

Ölümle hayatın varolduğunu keşfetmeye yolalmış nefsime, nefes atışlarıma eşlik edecek kadar deli başka bir mahlukat bulamadım henüz.

Belki de bu yüzden yalnızlığı seçiyorum.

Geceleri aynı televizyon kanallarını seyredip, sonra bilgisayara dönüp, oyun oynayıp, beraber dergi okumayı istediğim herhangi biri yok. Bunları sanırım en iyi kendimle yaşıyorum.

Kalabalık bir şehrin kalabalık yollarında vakit öldürüp, kalabalık bir şirketin kalabalık diyaloglarına uyanık hayatımın %80'ini adamışken, geride kalan %20'de kendimle başbaşa vakit geçirmek istiyorum sanırım.

Bazen herşeyden uzaklaşıp, çiftliğe gidip, orada atlarla yaşayasım geliyor. Ama, çiftliğe gidip orada 6 saat geçirdikten sonra da atların boku, sivrisinekler, keneler, cırcır böceklerinin hipnotize edici cırcırlamaları ve daha nice yeni sorun da üretebiliyorum kıçımdan.

İlişkiler de böyle. Bir kişiye ait olduğum ilişkileri 6 saat yaşamam yetiyor. O 6 saati yaşadıktan sonra da o ilişkiden ayrılmaya çalışıyorum. Diğer insanlar da böyle belki. Açık sözlü insanlar 3 aya kadar ayrılabiliyorlar. Utangaçlar 1 yıla kadar beraber olup, çok utangaçlar da bir ömür boyu ayrılmadan tüm eziyetleriyle bir kişiye ait olmayı yaşayabiliyorlar.

Sadece kendimiz kendimize karşı mallık yaptığında maksimum anlayış gösterebiliyoruz. Kendine anlayış göstermeyenler de intihar etmeyi tercih ediyorlar. Başka biri kendimiz kadar bize mallık etse (şişman etse, sigaraya başlatsa, hiç istemediğin ilişkileri yaşatsa, salak kararlar verdirse, pişman olduğun şapşallıklar yaptırsa) o kişiyi boşver hayatımızdan çıkarmayı, tahminen tekme tokat dalardık.

Yalnızlığı da severek seçmiyoruz aslında. Yalnız doğup, yalnız ölüyoruz yaşamda. Tanrısı olduğumuz bedenimizi de çok tanrılı bir din olarak çok da kolay görmüyoruz.

3 Mart 2012 Cumartesi

Bir zamanlar big blog vardı burda

Yazıyordum falan filan, ne güzeldi.

Sıkılıyor demek ki insan yavaş yavaş...

30 Mayıs 2011 Pazartesi

Fenerbahçe için Emenike 9 değil 90 milyon dolar eder

Bazı yazılar öncesinde "bir Galatasaraylı olarak" diye yazanlar olur... Ben şöyle yazayım... Fenerbahçeli bir kadınla değil evlenmek, çıkmayacak hatta ne kadar güzel olursa olsun sevişmeyecek kadar fanatik bir Galatasaraylıyım.

Emenike transferine çok insan laf etti. Ama çoğu Şubat ayındaki sakatlığından sonraki performansını takip etmemişti.

Sevgililer günü civarında geçirdiği sakatlık sonrasında Emenike, Şubat'ın geri kalanı ve Mart ayında futbol oynamadı. Nisan ayında oynadı, bir tek Sivasspor'a gol attı ay sonunda.

2 Mayıs'da Ankaragücü maçında gene dayak yedi, bu sefer kaburgasından sakatlanarak 40. dakikada sahayı terketti. Bir daha da oynamadı.

Emenike bu yıl bildiğiniz dayak yedi. Ayıboğan gibi karşı defansla boğuşup, bırakın bir defans oyuncusunun; iki defans oyuncusunun bile tutamadığı bir adamdı. Anlıyorum neden dövüldüğünü. Halı sahada böyle bir adamla maç yapsam, saha kenarından bulurum kalası ağız burun dalarım adama. Türklüğümüzde var bu hareket sanırım.

İlk yarıdaki Fenerbahçe - Karabükspor maçını tribünlerinden izledim. Lan ne işin var Fener maçında diyebilirsiniz, arkadaşın fazla kombinesi var 1907 tribününden. O stadda da Fenerlilerin "Ayağa kalkmayan Cimbomlu olsun" tezahuratına rağmen ayağa kalkmayan tek tribün orasıydı, mutlu ve huzurlu izledim maçı. Gerçi Emenike gol attığında sevinesim olmuştu, sonra dur lan linç etmesinler seni diyip gülümseyerek sustum.

Emenike'nin tek başına takım olup, topu alıp, herkesi geçip gol atabilmesi değildi sorun Fenerbahçe için. Emenike, Karabükspor'daki tüm oyuncuların top kendilerine geçtiklerinde topu attıkları adamdı. Forvetteki tek adamdı, ileriye akın yapan tek adamdı. Kanatlardan, ortadan, nerede bulursa dalıyordu adam. Fenerbahçe ilk yarıyı 2-0 önde bitirmişti ama top ne zaman Emenike'nin ayağına gelse maçı izleyen Fenerbahçeliler bir kaç saniyeliğine yutkunuyordu. Emenike o maçta Fenerbahçe'ye bildiğiniz kök söktürdü.

İkinci yarı başladı ve bu sefer Emenike golünü attı tek başına. Aykut Kocaman'ı bile rahatsız etmiş olacak ki, Hakan Şükür'den bu yana ilk defa büyük bir Türk takımının yaptığı bir savunmayı gördüm. (An itibariyle büyük Türk takımları : Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş, Trabzonspor, Bursaspor ve Gaziantepspor) (Gaziantepspor ne alaka demeyin, iki kişi daha düzgün transfer etseler şampiyonluğa adaylar)

Defansın ortası ile sorumlu iki futbolcu, Fenerbahçe atak yaparken Emenike'nin başındaydı. Öyle zavallı adamlar da değiller bunlar. Türkiye'nin belki de bu yıl en iyi defans ikilisi Lugano ve Yobo. İkisi de topsuz alanda oyunu unutmuş bir şekilde Emenike'nin başında adam adama markaj yapıyordu.

2-1'den sonra Emenike bir gol daha atabilirdi. Ama Aykut'un bu taktiği çok başarılıydı ve o maçı Fenerbahçe kazandı. Tabi Alex de Souza bir resital sergilemişti o maçta. Maçtan çıkarken "Ayağa kalkmayan Cimbomlu olsun" lafına bile ayağa kalkmayan 1907 tribünü, Alex son dakikalarda alkış için dışarı alınırken ayakta alkışlayarak saha dışına uğurladı.

Emenike'nin kanımca o maçtaki değeri Aziz Yıldırım için 100 milyon dolardır. Dünyanın parasını ödemişsin, tüm dünyadan zibilyon tane yıldız getirmişsin, Türkiye'de tüm takımları atlatıp yığınla futbolcuyu kapmışsın, sahada oynayan tüm futbolcularının değeri 100 milyon dolar üzerinde ve ikinci ligdeyken de rakip takımda oynayan ve kendi milli takımında bile hiç oynamamış tanınmayan bir adam sana tek başına kafa tutuyor.

Bu yüzden Emenike'nin değeri 9 değil en az 90 milyon dolardır Fenerbahçe için. Ya da en azından Aziz Yıldırım için.

Aynı hevesle Alex Ferguson da aynı şekilde davrandı. Sporting Lisbon ile Mancheser United oynuyordu. Sporting 3-1 mağlup etti Manchester United'ı Ronaldo'nun muhteşem oynadığı bir maç ile. Alex Ferguson da Ronaldo'yu transfer etti.

Kararının iyi olup olmadığını şu an tarih gösteriyor. Velhasıl Aykut Kocaman bu sene Alex'i canlandırdığı gibi Emenike'yi canlandırırsa, belki 9 milyon dolarlık değil; 90 milyon dolarlık bir transfer yapmış olur Fenerbahçe Emenike ile.

Aziz Yıldırım kanadınsa ise Pretty Woman'da Richard Gere ve Julia Roberts'ın sahnesi gerçektir sanırım. Emenike belki 5 milyon dolara da gelirdi, ama Aziz Yıldırım 20 milyon dolar da öderdi.

29 Mayıs 2011 Pazar

Metin Diyadin ve ben

Metin Diyadin yanlış anlama ama senden hep nefret edeceğim. Sebebini de anlatıyorum.

Yıl 1999 idi sanırım. Gavurların SUV kullanma hastalığı dediği, o dönemde de 2 yıldır da Jeep kullandığım için bombok bir dertle karşılaştım.

Kıl dönmesi!

Kıl dönmesi dediğiniz erkekte öyle kolda, bacakta, göğüste ya da insancıl bir yerde malesef olmaz. Ayıptır söylemesi, göt deliğinin üzerinde üçüncü göz gibi açılır namussuz.

Galiba 1998 yılında geldi başıma bu olay, ve kimseye gösteremedim kıçımı. Artık kıçımdan sıvılar akmaya başladığında, ıkına sıkıla abime gösterim.

Bu arada benim galiba fobim var, bir erkek karşısında çıplak kalamıyorum. Kadın karşısında ise pardösüyle altında çıplak gelip "ta da!" diyebilirim bu ayrı bir konu.

Abim görür görmez, "ulan derhal hastaneye git!" dedi. Ben de utana sıkıla, zorlana zorlana gittim değerli bir doktora.

Sonuç ? Kıl dönmesi.

Çözüm ? Ameliyat.

Neyse, mecburen ameliyata yöneldik ve ameliyat Acıbadem'deki Acıbadem hastanesinde yapıldı daha o kadar ünlü değilken ama işlerini çok iyi yaparken adamlar.

Neyse... Ben hala kıçımı erkeklere göstermeye utanan bir şahısım.

Önce benim popoyu tıraşladı hemşireler, sonra "buyrun zikin" tarzında hazır olarak ameliyathaneye girdim. Beni hani bu doggy style fantezi yastıkları vardır ya, poponuz bombeli durur. Öyle bir şeye oturttular ameliyat yapmak için.

Götümü yardılar ve ameliyat ettiler afedersiniz söylemesi.

Ben hala erkeklere karşı çıplak olmaktan utanıyorum.

Ameliyat sonrasında ayıldım.

Bu sırada Metin Diyadin denen şahıs, sakatlanacak vakti bula bula benim kıl dönmesi ameliyatımı bulmuş.

Daha da beteri, gelmiş benle aynı hastanede kalıyor.

Daha da beteri, benimle aynı dakikalarda ameliyata girmiş ve beraber aynı dakikalarda ameliyattan çıkıyoruz.

Ameliyathanenin önünde 40 tane kamera, 100'e yakın basın mensubu var.

Heyecanla Metin Diyadin'in çıkmasını bekliyorlar.

Ben ayıldım. Götüm bombede yarılmış bir şekilde "yok mu beni züken" diye bağıracak şekilde sergilenmiş durumda.

Kafam yastığa gömülü ve ameliyathane kapısından çıkarken kafayı çevirip tüm kameraları ve basın mensuplarını gördüm.

Flaşlar patladı, kameraların flaşları yandı, spikerler parmaklarıyla benim götümü gösterip "bu ne lan?" diye bağırıyordu.

Ben ise kafamı yastığa gömüp bakir güzelliğimi sergilemek zorunda kaldım.

Ben hala erkeklere karşı çıplak olmaktan utanıyordum.

Sen yıllarca kimseye karşı çıplak kalma, sonra git tüm basın karşısında götün yarılmışken çık.

Bu yüzden Metin Diyadin.

Senden hep nefret edicem.

10 Mayıs 2011 Salı

Özlemiştim



Özledim şarkılar bestelemeyi,
Şiirler yazmayı,
Resimler çizmeyi,
Hikayeler uydurmayı...

Nefesime alıp ilhamı da,
Atmayı özledim basitçe.

Duyguların denizlerinde derinleşmedikçe,
En dibinden kumlarını çıkartamıyor insan.
Batmalısın ki dibine kadar uzanabilmelisin,
Boğulmaktan korkamamalı hatta ölebilmelisin.

Karmaşık duygularla değil,
Kesin hislerinle anlatmalısın.
Aşktan bezdirenleri değil de,
Aşka umut verenlere anlatmalısın.

Rüyalarında O'nu görmeli,
Dualarında düşler kurmalısın.

Özlemiştim şarkılar bestelemeyi,
Şiirler yazmayı,
Resimler çizmeyi,
Hikayeler uydurmayı...

Nefesime alıp ilhamı da,
Atmayı özlemiştim basitçe.

Oh be!

13 Nisan 2011 Çarşamba

Chasing Amy Monologue



I love you. And not, not in a friendly way, although I think we're great friends. And not in a misplaced affection, puppy-dog way, although I'm sure that's what you'll call it. I love you. Very, very simple, very truly. You are the-the epitome of everything I have ever looked for in another human being. And I know that you think of me as just a friend, and crossing that line is-is-is the furthest thing from an option you would ever consider. But I had to say it. I just, I can't take this anymore. I can't stand next to you without wanting to hold you. I can't-I can't look into your eyes without feeling that-that longing you only read about in trashy romance novels. I can't talk to you without wanting to express my love for everything you are. And I know this will probably queer our friendship - no pun intended - but I had to say it, 'cause I've never felt this way before, and I-I don't care. I like who I am because of it. And if bringing this to light means we can't hang out anymore, then that hurts me. But God, I just, I couldn't allow another day to go by without just getting it out there, regardless of the outcome, which by the look on your face is to be the inevitable shoot-down. And, you know, I'll accept that. But I know, I know that some part of you is hesitating for a moment, and if there's a moment of hesitation, then that means you feel something too. And all I ask, please, is that you just - you just not dismiss that, and try to dwell in it for just ten seconds. Alyssa, there isn't another soul on this fucking planet who has ever made me half the person I am when I'm with you, and I would risk this friendship for the chance to take it to the next plateau. Because it is there between you and me. You can't deny that. Even if, you know, even if we never talk again after tonight, please know that I am forever changed because of who you are and what you've meant to me, which - while I do appreciate it - I'd never need a painting of birds bought at a diner to remind me of.

14 Mart 2011 Pazartesi

Düştüğün Kadar Yükseleceksin

Hayat en acımasız canavardır karşında,
Sen aslansan, o dinazordur geçmişinden.
Sen ormanın kralıysan, o tarihin kralıdır.
Sen efsaneysen, o korktuğun geçmişindir.

Hayat zordur elbet kabul.
Hislerin titrer bazen.
Korkarsın rakiplerinden.
Onlar etkileyebilir seni.

En beteri de heveslerin sönebilir,
Dost diye bildiklerin ihanet edebilir.
Ama bil ki Osmanlı yokolurken kuruldun,
Ve Osmanlı varolsaydı en büyük gururu olurdun.

Sana inanmayanlara ders verirken,
Sen kendine inanmayı öğrettin.
Sana imkansız diye tembihleyen,
İnsanlara imkansızın olmadığını öğrettin.

Zor bir sınavla karşısın şimdi.
Yönetimin, öğretmenin, öğrencilerin ve velilerin;
Yıkık bir enkazda hayatta kalabilmeye çalışabilir.
Sen de velileri bile temsil edebilirsin bu savaşta.

Bu an tek gereken sensin.
En zor anda inancındır,
En güç anda sade duandır,
En zayıf anında kaslarındır.

Ne yönetim,
Ne hoca,
Ne oyuncular,
Ne taraftar,
Galatasaray'dan yüce değildir.

Galatasaray çok düşmüştür.
Ama düştüğü kadar da yücelmiştir.

Biz bu kadar düştüysek,
Tekrar yüceleyeceğiz.
En başarısız sezonumuzu yaşadıysak,
En başarılı sezonumuzu da yaşayacağız.

Efsaneler yaratılmaz,
Efsaneler varolur.
Biz varolduk,
Ve sonsuza dek varolacağız.

4 Mart 2011 Cuma

En Sonunda Gelen Aşk


Ruhumdan alınıp gidilmiş gibi sanki,
Uzun süredir benim ama benim olamamışsın.

Değişik rüyalar görüp aynı düş sanki,
Senin olmayı hayal ettim ama olamamışsın.

Hani geceler yapayalnız geçmiş gibi,
Sevdalar yaşamış ama aşk yaşayamamışsın.

İzlemeyi sevdiğim kuşlar göçmüş gibi,
Elveda demişim ama sanki ayrılamamışsın.

Fren sesleri duyulmuş,
Ama sen bana çarpmışsın...

İçimden tiz bir ses koparıp,
Bana tüm gücünle haykırmışsın.

"Seni seviyorum" dediğimi unutturup,
Beni sevdiğini kalbime yazdırmışsın.

İnanılmayan, inanamadığımsın.
Sen en sonunda gelen aşksın...

29 Ocak 2011 Cumartesi

Vazgeçerken Ağlamalısın


Vazgeçerken ağlamalısın,
İçindeki şeytanı salıp,
Yalnızlığa sarılmalısın.

Elveda demeyi unutmamalı,
Ardına bakmadan kaçmalısın.

Gözlerin peşine düşerse eğer,
Pişmanlığın bulutları sarar seni.
Hatıralarında kaybolursan eğer,
Yaşanmamışlıklar öldürür seni.

Vazgeçerken ağlamalısın,
İçindeki şeytanı salıp,
Yalnızlığa sarılmalısın.

Sevdanı yakıp yıkmalısın.
Peşine de umutları salmalısın.

Sonsuzluğu ararsan eğer,
Cehennem gazabı gelir bulur seni.
Hevesin kursağında kalırsa eğer,
Susuzluk gibidir O'nsuzluk.

Vazgeçerken ağlamalısın,
İçindeki şeytanı salıp,
Yalnızlığa sarılmalısın.

18 Aralık 2010 Cumartesi

Tekrar Sevebilirsin...


Sen sevdanın omuzunda bir yük,
Ben yıkıldığı göğüs olurdum.
İnanmadığın sözlere inanır,
Vazgeçtiğin duygulara tapardım.

Senden önce üzülmedim mi sanıyorsun?
Üzüldüm ben de, kırıldım da,
Usandım ben de, yıpratıldım da,
Vazgeçtiğim de oldu, yeniden başladığım da.

Dert ve tasa ile başbaşa kalabilirsin.
Ama umut celladına boyun eğmek mi?
Kessin kellemi dilediği kadar.
Ben ölümsüzüm, o her öldürdüğünde ölür.

Yolun sonuna geldiğini düşünsen de,
Çaresiz kalıp karar veremediğinde,
Gözlerini kapayıp kalbini dinle,
Bırak üzsün seni dilerse.
Üzülmezsen eğer,
Yaşamamışsındır.

Şimdi hayatının anlamını ararken,
Dünyayı dolaşıp evliya olurken,
Aslında yapayalnız kalmışken,
Sesimden korkmayasın sakın.

Sıradanlaşmışken tanıştığın insanlar,
Yavanlaşmışken söylenen tüm laflar,
Taş olmuşsa en derin duygular,
Geri dönmeyesin sakın.

İnandığın her şey gerçektir inan ki,
İnancını verebilirsen aşka,
En gerçek aşkı yaşarsın.

Yaşayabilirsin tekrar gençliğini.
Genç gibi seversen eğer...

Tekrar sevebilirsin...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...